Belge

HAYATA DÖNÜŞ OPERASYONU İNSANLIĞA KARŞI İŞLENEN SUÇLARDANDIR

Bundan tam sekiz yıl önce Türkiye’nin 20 hapishanesinde Filistin’de halkın üzerine atılan gaz bombalarının benzerleri ile 1945 yılında Polonya gettolarında yaşanan vahşet yaşatılmıştır. 6 kadın diri diri yakılmış onlarca kişi ateşli silahlarla öldürülmüştür. Adına “Hayata Dönüş” denilerek kamufle edilmeye çalışılan bu operasyonun daha hazırlığının yapıldığı günlerde televizyon ve gazetelerin “hapishaneler”, “ölüm oruçları”, “toplumsal muhalefetin F tipi cezaevlerine yönelik tepkisi” ile ilgili haberleri yasaklanmıştır. 1 yıl önce yapılması planlanan operasyonun uygulanmasının ilk adımına 14.12.2000 tarihinde başlandı. Merkezi Ankara da olan özel komando birliklerinin ilk operasyonu oldu hayata dönüş. Devletin egemenliği altında olduğu söylenen dört duvar arasında tutulan tutuklu ve hükümlülere karşı yürütülen bir savaştı bu. Kullanılan silahlar, katılan asker sayısı ve niteliği, operasyonun planlama biçimi ve süresi yapılan hazırlığın savaş hazırlığı olduğunu göstermektedir. Zira tutuklu ve hükümlülere megafonla seslenen jandarma görevlisinin “itaat edin”, “teslim olun”, “Bayrampaşa Düştü” gibi sözleri yürütülen operasyonun niteliği hakkında ipuçları vermektedir.

19-22 Aralık 2000 Cezaevleri operasyonları Silahlı Kuvvetlerin en tepesinden planlanıp, organize edilmiştir. Operasyonun talimatı GENELKURMAY BAŞKANLIĞININ ilgili Harekat Emri ile verilmiştir.

Dava dosyasına gelen belge

Operasyonun en üst düzey komutanı, dönemin Jandarma Harekat Başkanı Tümgeneral Osman ÖZBEK’tir. Operasyonların merkezi olan İstanbul ayağında; İstanbul Jandarma Bölge Komutanı Tüğgeneral E. Engin HOŞ, J. Kd. Albay H. İbrahim TÜYSÜZ, J. Kd. Albay Mehmet AY üst düzey komutada görev almışlardır. Operasyon hakkında tüm bilgilere sahip bu kişilere her hangi bir soruşturma açılması bir yana, yargı organları bu üst düzey askeri görevlilerin ifadelerine dahi başvurmayı uygun görmemiştir.

Ümraniye dava dosyasına eklenen özel harekât planından alınmıştır.

19–22 Aralık 2000 Operasyonu tek bir merkezden yönetilmiş, aylar öncesinden hazırlanılarak gerçekleştirilmiş bir operasyondur. Operasyon baştan sona Silahlı Kuvvetler tarafından icra edilmiştir. Emniyet birimleri, 19 Aralık Operasyonlarında cezaevlerinin uzağında ikincil görevler almıştır.

BAYRAMPAŞA CEZAEVİNDE YAŞANANLAR

Bayrampaşa operasyonunun askeri planı 15 Aralık 2000 tarihinde hazırlanmıştır. Bunu 28.05.2005 tarihinde Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığa ulaşan bilgiden anlıyoruz

Bu cezaevinde 12 kişi öldürülmüştür.

ADI SOYADI YAŞI ÖLÜM NEDENİ

Nilüfer ALCAN 37 yaşında Duman soluması ve karbondioksit
Zehirlenmesine bağlı asfeksi

Cengiz ÇALIKOPARAN 32 yaşında Ateşli Silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı etraf kemik kırıkları ile müterafik büyük
damar delinmesinden gelişen dış kanama

Murat ÖRDEKÇİ 28 yaşında Ateşli Silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı Sakrum kırığı ile müterafik büyük damar delinmesinden gelişen ıç kanama

Ali ATEŞ 30 yaşında Ateşli Silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı iç organ ve büyük damar delinmesinden gelişen iç kanama

Mustafa YILMAZ 32 yaşında Ateşli Silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı iç organ ve büyük damar delinmesinden gelişen iç kanama

Şefinur TEZGEL 29 yaşında Yanık, Duman soluması ve
karbonmonoksit zehirlenmesine
bağlı asfeksi

Aşur KORKMAZ 28 yaşında Yanık, Duman soluması ve
karbonmonoksit zehirlenmesine
bağlı asfeksi

Yazgülü GÜDER 22 yaşında Yanık, Duman soluması ve
karbonmonoksit zehirlenmesine
bağlı asfeksi

Seyhan DOĞAN 26 yaşında Yanık, Duman soluması ve
karbonmonoksit zehirlenmesine
bağlı asfeksi

Özlem ERCAN 23 yaşında Yanık, Duman soluması ve
karbonmonoksit zehirlenmesine
bağlı asfeksi

Gülser TUZCU 38 yaşında Yanık, Duman soluması ve
karbonmonoksit zehirlenmesine
bağlı asfeksi

Fırat TAVUK 28 yaşında Ateşli Silah mermi çekirdeği yaralanmasına Bağlı çok sayıda kot omur kırıkları ile müterafik iç organ delinmesinden gelişen iç kanama
Yanan kişinin kimliği tespit edilemedi.

OLAY TANIKLARININ ANLATIMLARI

Birsen Kars, “19 Aralık 2000 günü İstanbul Bayrampaşa hapishanesi C–1 bayanlar koğuşundaydım.Bir arkadaşım “operasyon var” diyordu. Silah sesleri iş makineleri seslerinden doğru düzgün birbirimizi duyamıyorduk bile. Saatime baktım. 04.50 yi gösteriyordu. Hepimiz uyanmış yere atmıştık kendimizi çatılarda mevzilenmiş özel tim askerlerin koğuşumuzu hedef alıp ateş ettiğini görebiliyordum. biz nereye geçiyorsak orayı delip gaz bombaları atıyorlardı. Çok geçmeden tüm tavana delikler ayılmıştı. Çok geçmeden mazgal saçlarını açtılar. Artık aramızda sadece birkaç metre vardı. Ellerinde silahlarla mazgal penceresinden bize küfürler, tehditler savuruyorlardı. Aynı biçimde tavandaki deliklerden de bizi ölümle tehdit ediyorlardı. Atılan gaz bombaları yataklara düştüğünde ufak yangınlar çıkıyordu. Pencere önündeki arkadaşlarımızdan biri ranza üzerindeki battaniyeyi almak için doğrulduğunda ateşe başladılar. Arkadaşın kolu, atılan bombayla yaralandı. Mazgal deliklerinden, karşı çatıdan “Erkeklerden 10 tanesini geberttik, sıra sizde” diye bizi tehdit etmeyi sürdürüyorlardı. Bu arada daha önce attıkları birkaç çeşit bombadan daha farklı bir bomba attılar. Bu bomba insana ölüyormuş hissi veriyor, bütün vücudumuz parçalanıyormuş gibi oluyor ve bizi istem dışı hareket ettiriyordu. Etkilerine bakılırsa bu sinir gazıydı. Ayakları tekme atan, saçlarını yolan, elleriyle oraya buraya anlamsızca çarpan arkadaşlarımız oldu. Bu gazdan birkaç kez daha attılar. Kimimiz bezleri, havluları gaz bombalarının üstüne atıp etkisini azaltmaya çalıştığımız için korumasız kalmıştı. Saldıran güçlerle burun burunaydık. Aradan saatler geçmişti. Bizi koğuştan çıkarmak gibi bir amaçları olsaydı, daha ilk saatte koğuşa girip çıkarabilirlerdi. Gaz bombaları kurşun bombardımanı küfür ve tehditler arasında bizi öldürmeye niyetliydiler. Saat 11.45 civarıydı. Ben Ölüm Orucu Savaşçısı Yazgül

Güder Öztürk ile yan yanaydım. Kapıyla aramızda çok fazla bir mesafe yoktu. Bir anda aşırı bir sıcaklık hissettim. Yüzüm pencereye dönüktü. Arkaya döndüm. Tavan deliklerinin birinden demir bir kafes biçiminde bir şeyden siyah bir gaz veriliyordu. Derken cızır cızır sesler duydum. Saçlarım parça parça kopuyordu. Yazgülle “yanıyoruz” dedim.
Ortalık saniyeler içinde kapkaranlık olmuştu. Yükselen ısıya karşı bir refleks olarak zaten kırılmış olan camların kalan parçalarını koparmaya çalıştım, dışarıdan soğuk hava gelsin diye. Hiçbir şeyin faydası yoktu. Isı giderek yükseliyordu, bir fırındaydık sanki. Yüzüm eriyordu, ellerim eriyordu. Elime baktım, deriler soyulmuş, parmaklarımdan aşağıya sarkıyordu. Elimi yüzüme götürdüm, vıcık vıcıktı. Sırtımda ateş yakılmış gibiydi. Artık hiçbir şeyi göremiyordum. “Ölüyorum” dedim kendi kendime. Sonrasını hatırlamıyorum. Alt katta ismimin seslenişiyle kendime geldim. Arkadaşlarım vücuduma, kafama su döküyorlardı. Etrafımdaki arkadaşların, şaşkın, acılı bakışlarından görüntümün çok kötü olduğunu anlayabiliyordum. İlk anda beni görüp tanıyamayanlar oluyordu. Bir arkadaşımın sesini duydum. “Arkadaşlarımızın hepsini kurtaramadık. Yazgül, Şefinur, Nilüfer, Seyhan, Özlem, Gülser içerde kaldı” diye bağırıyordu. Anladım ki beni de arkadaşlarım o cehennemden kurtarmışlardı. Ama 6 arkadaşım o fırının içinde kalmıştı. Biz koridor(malta)a açılanan kapının yanındaki mutfaktaydık.Koridor kapısının mazgalı lehimli olduğu için makineyle orayı açıp içeriye gaz bombası atmaya başladılar. Giysilerim sağlamdı ama sırtım yanıyordu. Arkadaşlar kıyafetimi kestiler kazağıma hiçbir şey olmamış ama sırtım olduğu gibi yanmıştı.Çok geçmedi,bu kovuşun mazgalınızı da açtılar ve gaz bombası atmaya başladılar.Tekrar havalandırmaya çıktık.Bizimi kovuşumuzun ilk üç penceresinden alevler yükseliyordu artık. Üzerimize tazıkli su sıkmaya başladılar. Altı arkadaşımız oradaydı.ama onlar suyu yangına değil bize sokmaya devam ediyorlardı.Bir yandan da gaz bombası atmayı sürdürüyorlardı. Tazikli su ellerimizdeki derileri iyice söküyor ve parmak uçlarımızdan sarkan deri parçaları çoğalıyordu.Bunun için birkaç arkadaşım ağır yaralıları bir kez daha koğuşa soktular.Koğuşa girdiğimizi görünce ayaklarımıza kurşun sıktılar.Koğuşta ne kadar kaldık bilemiyorum.Ama atılan gaz bombaları dayanılmaz hala gelince tekrar çıktık.Halen tazikli su sıkıyor,bomba atıyorlardı.Çatıdan kurşun,bomba sıkmak yetmemiş olacak ki kafama bir taş atılar ve yanığa ek olarak kafam yarıldı.Sanırım bu “güvenlik güçleri”nin nasıl bir ruh hali içinde olduğunu anlamak açısından iyi bir örnektir.”

Münire Demirel,Hepimiz güçlükle hareket eder durumdaydık. Gazlar ciğerlerimizi parçalıyor nefesimizi kesiyordu. Koğuşun içi yoğun bir sis tabakasıyla kaplanmış gibiydi. Fakat zaman zaman kullandıkları ve sinir gazı olduğunu tahmin ettiğimiz bir bomba vardı ki kontrolümüzü kaybediyor yerlerde çırpınıyorduk bütün vücudumuz iç organlarımız parçalara ayrılıyor tarif etmesi çok güç bir acı içersinde kendimizi oradan oraya atıyorduk. Tüm hareketlerimiz istem dışı gelişiyor. Gaz etkisini gösterdiği anda kendimizi koğuşun bir bölümündeyken bir diğer bölümünde yerde yatarken buluyorduk. Her iki elimin delileri soyulmuş aşağı sarkıyordu. Altındaki kırmızı etler görülüyordu. Yüzümün saçlarımın alev alev yandığını hissettim. Tüm bunlar çok kısa bir süre içersinde olup bitiyordu.…Birkaç arkadaşımı merdivenlerden aşağıya doğru ayaklarımla iterek neredeyse tekmeleyerek sürüklediğimi hatırlıyorum. Çünkü zaman azdı birkaç saniye içinde her şey olup bitiyordu bu durumda dahi yaralanırlar ama en azından yanmaktan kurtulurlar diye düşünüyorduk. Kapıya yakın bir yerde Gülser TUZCU yatıyordu Yatanın Gülser olduğunu hırkasından anladık. Kafası görünmüyordu. Cehenneme ellerimi daldırıp çıkarmaya çalıştık. Bir yere sıkışmıştı. Kıpırdatmak bile mümkün olmuyordu. Olanca gücümüzle çekiyorduk onu gücü biten diğeriyle yer değiştiriyordu. Ama hiç biri fayda etmedi Gülser orda diri diri yakıld”ı.

Nursel Demirdövücü, “19 Aralık gecesi ben de arkadaşlarım gibi bende yatağımda uyuyordum. Silah sesleri ve bomba sesleriyle uyandım. Bir arkadaşımız operasyon var diye bağırıyordu. Yataktan fırladığımda çatıdan atılan kurşunlar koğuşu yatakhaneye giriyordu. Kurşunlardan korunmak için eğilerek üstümü giyindim. Benim yatağımın olduğu yerde ölüm orucunun 60.günlerinde olan arkadaşlar vardı. Ancak on dakika geçmemişti ki bulunduğumuz yataklarımızın tavanlarından delik açılmaya başladı. Tavandan açılan delikten bomba atmaya başladılar ve “hepimizi öldüreceğiz” diye bağırıyor, küfürler ediyorlardı. Tavandan delik açıyor ve ardı ardına bomba atıyorlardı. En son yatakhane camlarının alt kısmındaki beton kısma sığındık. Hem tavandan açılan deliklerden hem de karşı koğuşun çatısından sürekli bombalar atıyor silahlarla tarıyorlardı.
Kendimizi yüz havlularımız ya da giysilerimizden parçaladığımız bez parçalarını ıslatarak gazın etkisinden korumaya çalışıyorduk. Çok değişik tipte ve etkide gaz bombası atıldı. Sabaha karşı başlayan operasyon öğleye kadar yani sekiz saat kadarı yatakhanede geçti. Bu sekiz saatin son bir saati sinir gazı kullanırdı, ciğerlerimiz iç organlarımız parçalanıyor gibiydi. İstem dışı hareketler oluyordu, birçok arkadaşımız nefes alamıyordu camlara atık kendimizi. Birçoğu yerlerde yanacaktık. Yemekhaneye inip birkaç pencerenin camını kırdım. Hacer ARIKAN, Birsen KARS, Gülizar KESİCİ, Ebru DİNÇER arkadaşlarımızı bu alevlerin arasından çıkardık. Ve o an alevlerin içinde halen kimler var bilemiyorduk.”

Mesude Pehlivan “Bayrampaşa cezaevinde C-1 bayanlar koğuşundaydım. Saldırı herkes uykudayken (saat 5.00 gibi gerçekleşti.) ilk gördüğüm çatıdaki maskeli ve otomatik silahlı özel tim oldu. Vızır vızır kurşun yağıyordu. Yataktan bu seslerle uyanan kendini yere atıyordu. Gaz bombaları peş peşe atılıyordu. Gazın etkisiyle kusmaya başladım. Bir yoldaşım cam kenarına çekti beni elime de bir havlu verdi. İşte tek silahımız buydu. Onunla da gazın etkisinden korunmaya çalışıyorduk. Koğuşumuza teğet geçen koridorlar vardır. Bu koridorların havalandırmaya açılar duvarlarını kırdılar ve buralara 6 veya 7 adet otomatik silah yerleştirdiler. Çatıdan aralıksız ateş edenlere bu yeni yerleştirilen silahlarla destek veriliyordu. Çeşit çeşit bomba yağıyordu. Kurşun küfür hakaretler kafamızı kaldıramıyorduk. Kurşunlar sağlı sollu vızıldayarak geçiyor yanımıza kurşunların değdiği duvarlardan kopan taş parçaları pat pat diye düşüyordu. Bu sırada bir arkadaş ranzadan bir battaniye almak için kolunu uzattı aynı anda da hem kurşun hem bomba kolunu parçaladı. Bizler pencere altına mevzilenmiştik. Nefes almaya çalışıyorduk. Bunu fark ettiklerinde tavanı delmeye başladılar. Özellikle tam tepemize gelen kısımları deliyorlardı ve her delinen noktadan bomba atmaya başladılar. Koğuş alt üst olmuştu ki duvarlar penceredeki demir parmaklıklar bile delik deşikti. Üzerimizde bir gaz bulutu oluşmuştu. Adeta gaz odasındaydık. Atılan gazların niteliğini bilmiyorum. Bu bombaların verdiği acıyı tarif etmek ise çok zor. Sanki iç organlarım parçalanıyor boğazım sıkılıyor elim ayağım istemsiz çırpınıyor. Koğuşun üstünden atılan bombalar ise vücudumuzda azap verici etkisi olan bir bomba atılıyordu. Bu bombaların etkisiyle birçoğumuz bayıldık. Vücudumuz ise istemsiz çırpınıyordu. Yanındaki arkadaşım şuursuz bir şekilde saçlarını yoluyordu. Kasılma ve titreme oluyor. Kendime geldiğimizde dumandan kimseyi göremiyordum. Hiç ses çıkmıyordu. Çok zayıf iniltiler vardı sadece. Arka ranzalar ise tutuşmuştu. Koğuşun ısısı öyle artmıştı ki yanımdaki eşyalara dokunamıyordum. Kor gibi yanıyordu her şey. Eşyaları kenara çekmeye çalışırken simsiyah bir duman kapladı etrafı gözlerim yanıyordu. Yere düşmüşüm. Kapıdan gelen serin bir esinti ile kendime geldiğimde merdivenleri inmeye başladım. Yüzümü yıkadım yukarıda yanıyoruz sesleri geliyordu tekrar merdivenlere koştum. Bir yoldaşımın yüzündeki ve ellerindeki deriler plastik gibi erimiş, sarkıyordu. Yüzü tanınmayacak durumdaydı. Bir parçada olsun acısını dindirmek için su ile yıkamaya çalıştım sonra tekrar yukarı çıktım. Bir arkadaş daha indiriyorlardı ve oda aynı şekilde ağır yaralıydı yanmış saçları erimiş derileri ile tanınmayacak durumdaydı. Koğuşun giriş kısmında ise Gülser TUZCU baygın bir şekildeydi. Dağılan eşyaların arasında sıkışmıştı çekmeye çalıştık olmuyordu ve bizim bu çırpınışımızı izleyen katiller kahkahalarla gülmeye tekrar ateş açmaya başladılar. Bu arada koğuş tamamen alev aldı. Etrafımızı alevler sardı. Yaralılarımızı alıp havalandırmaya çıktık. Havalandırma da ateş etmeye devam ediyorlardı. İtfaiye hortumu ile saatlerce ıslatmaktan da geri durmadılar. Dişlerimiz birbirine vuruyor titrememize engel olamıyorduk. Saat 15.00 e kadar bu işkence devam etti. So6nra dış koridora açılan demir kapıyı kestiler, maskeli otomatik silahlı tim gürültülü bir şekilde soluk soluğa havalandırmaya daldı. Havalandırmadayken bizi birbirimizden koparak dipçik, yumruk, tekme darbeleriyle yerlerde sürükleyerek götürmeye başladılar.”

İstanbul Bayrampaşa Cezaevindeki Operasyona Katılan birlikler

Operasyonların merkezini oluşturan Bayrampaşa ve Ümraniye Cezaevlerindeki fiili müdahale birlikleri, Ankara Jandarma Özel Asayiş Komando Birliği ve Elazığ Jandarma Komando Taburudur

Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığına 28.05.2002 tarihinde Jandarma Bölge Komutanlığından gelen yazı

Ankara Jandarma Özel Asayiş Komando Birliği fiili müdahale grubu olmasına karşın bugüne kadar 19 Aralık Operasyonu ile ilgili hiçbir soruşturma ve kovuşturmaya konu edilmemiştir. Denilebilir ki bu birlik, ilgili kurumlar ve yargılama makamları tarafından özellikle korunmaktadır. Bu birlik niteliği ve konumu gereği Devletin ilgili kurumları tarafından deşifre edilmemek istenmektedir.
Operasyonlarda hangi jandarma birliğinin hangi görevi ifa edeceği harekât emrinde açıkça belirtilmiştir. Operasyondan önce harekât emrine bağlı olarak ilgili askeri birimlere gönderilen yazılarda, jandarma birliklerinin temelde üç ayrı göreve göre ayrıldığı anlaşılmaktadır. Buna göre operasyonlarda fiili müdahalede, ihtiyatta ve sevk işlemlerinde görev alacak birlikler birbirinden farklıdır.
Bayrampaşa ve Ümraniye Cezaevlerindeki operasyonlarda müdahale grubu ( Ankara Jandarma Özel Asayiş Komando Birliği ve Elazığ Jandarma Komando Taburu ) dışındaki diğer jandarma birlikleri ihtiyat ve sevk işlemlerinde görev almışlardır. Bu birlikler harekat planı gereği, müdahalede görevli birlikler gelene kadar cezaevinin içinde ihtiyat görevini ifa etmişlerdir.
Ankara Güvercinlik’te konuşlanmış olan Ankara Jandarma Özel Asayiş Komando Birliği, kullandığı teçhizat ile de özel bir birliktir. Bu birliğe çeşitli kereler, görevli Cumhuriyet Savcılıklarınca operasyonlara katıldıkları konusunda elde bulunan deliller çerçevesinde yazılar gönderilmiştir. Ancak gelen cevabi yazılarda, 19–22 Aralık 2000 Cezaevi operasyonlarına bu birlikten iştirak edildiğine dair bilgi bulunmadığı belirtilerek her defasında olumsuz yanıt verilmiştir.

Oysa Silahlı Kuvvetler tarafından çıkarılan Savunma ve Havacılık isimli derginin 2003 yılı içindeki 100. sayısında, Ankara Jandarma Özel Asayiş Komando Birliği hakkında geniş bilgi veriliyor ve hatta bu tanıtım yazısında birliğin “ Hayata Dönüş” operasyonlarına katıldığı kendi komutanları tarafından belirtiliyordu.

Fiili müdahalede görevli her iki birlik de bu operasyonlar için eğitimlidir. Özellikle Ankara Jandarma Özel Asayiş Komando Birliği, Jandarma Genel Komutanlığı’nın gözbebeğidir. Bu birlik cezaevi ve arama-kurtarma operasyonlarında uzmandır. Diğer jandarma birliklerinden ayrılan en önemli niteliği, birliğin tüm askerlerinin muvazzaf asker olmalarıdır. Birliğin kadrosunda er ve erbaş bulunmamaktadır. En rütbesiz asker uzman çavuştur. Bu birlik, profesyonel askerlerden oluşmaktadır.

Ankara Jandarma Özel Asayiş Komando Birliğinin deşifre edilmek istenmemesi, operasyon sırasında Bayrampaşa Cezaevi Koruma Bölüğünde görevli, Yüzbaşı Zeki BİNGÖL tarafından yazılmış kitapta da açıkça belirtimişti. ... hazırlanan dosyalarla askeri kartal araba ile jandarma genel komutanlığına gidildi. Görüşmede Ankara Özel Harekat Komutanı Albay B.E. de vardı. Ben operasyona katılanların isim listelerini vermem diyordu. Başta sizin adınız geçmeyecek kayıtlarda demişlerdi diye söyleniyordu. ... dosyalar bu şekilde savcılıklara gönderildi. Ama operasyonun sıcak çatışma bölümünde olan birliklerin isimleri bildirilmemişti. Çok garipti operasyona katılan birliklerin isimleri savcılardan gizleniyordu. ... yani hiç kimse adının operasyon evraklarında geçmesini istemiyordu.” ( Bayranpaşa Cezaevi Gerçeği. Zeki BİNGÖL. Togan Yayıncılık. Syf. 172-173)
Bu birliğin 19 Aralık 2000 günü komutanı olan kişi, Jand. Albay Burhan ERGİN’dir. Burhan ERGİN’in operasyonların ne şekilde icra edildiğine ve neler yaşandığına dair kapsamlı bilgiye sahip olduğu aşikârdır. Kendisi halen Edirne İl Jandarma Komutanlığında, Komutan olarak görevlidir. Ancak ne gariptir ki soruşturma makamları, Burhan ERGİN’e halen ulaşamadılar ve tanık sıfatı ile dahi ifadesi alınamadı.

Albay Burhan ERGİN ile ilgili olarak Operasyonun Bayrampaşa Cezaevi ayağını araştıran Eyüp Cumhuriyet Savcılığına Eylül 2003’te gelen bir dilekçe son derece önemlidir. Ali ER isimli kişinin gönderdiği bu ihbar niteliğindeki dilekçede çok ilginç iddialara yer veriliyordu.

Bayrampaşa ve Üm­raniye Cezaevleri­n­deki operasyon­­larda fiili mü­da­hale grupların­dan diğeri olan Elazığ Jan­darma Komando Ta­buru tüm askeri perso­neli ile birlikte operas­yon­dan bir­kaç gün önce giz­lilik içersinde Elazığ’dan kar­go uçakları ile İstanbul Sabiha Gökçen Havaalanına getirilmişti. Komando Taburu, Havaalanından doğruca sivil araçlarla Kâğıthane’deki Hasdal Kışlasına (Sakarya Kışlası) götürülerek burada konuşlandırıldı. Hasdal Kışlasında birkaç gün boyunca son rötuş ve çalışmaların ardından operasyon sabahı Elazığı Komando Taburu ikiye bölündü. Bir birlik Bayrampaşa Cezaevine giderken, diğer birlik Ümraniye Cezaevine gitti. Bayrampaşa Cezaevindeki operasyon 14 saatte bitince, Bayrampaşa Cezaevindeki müdahale birlikleri buradan Ümraniye Cezaevine geçtiler. Böylece tüm operasyon birlikleri Ümraniye Cezaevinde birleşmiş oldular.

18.03.2006 tarihli Türker GEÇDOĞAN’ın ifadesinden

16.03.2006 tarihli Mehmet AKAR’ın ifadesinden

17.03.2006 tarihli Coşkun IŞIK’ın ifadesinden

19.03.2006 tarihli Muhittin ÖZÇAM’ın ifadesinden

21.03.2006 tarihli Hüsamettin MERT’in ifadesinden

16.03.2006 Ethem ALTINAY’ın ifadesinden

Bu husus Elazığ Jandarma Komando Taburu askerleri tarafından, operasyonla ilgili olarak Jandarma Genel Komutanlığınca yürütülen ön soruşturmaya verdikleri ifadelere yansımıştır. Elazığ Jandarma Taburu askerleri için de hali hazırda bugüne kadar açılmış bir yargılama bulunmamaktadır. Bu tabur da, Ankara Jandarma Özel Asayiş Komando Birliği gibi Devletin ilgili kurumları tarafından deşifre edilmek istenmemektedir.

► Operasyon sonrasında hazırlanan olay tutanağının altında imzası bulunması gerekenler tutanağı imzalamamıştır. Ancak yapılmasına izin verdiği söylenen neden tutanağı imzalamadığını öğrenemedik tutuklu ve hükümlüleri yargılayan mahkeme avukatların bu talebini gereksiz görmüştür.

“Bayrampaşa Operasyonu olay tutanağı”

► 21.12.2000 tarihli C-Blok genel arama tutanağında çarpıcı gerçekler ortaya çıkmıştır. Bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan rapor devletin yetkili kişilerin tüm açıklamalarını yalanlamaktaydı. Heyet C-Blok içersinde ayrıntılı inceleme yapmak ve bilirkişi raporu düzenlemek için görevlendirilmişti.


Operasyondan 5 yıl sonra cezaevinde yapılan keşif işleminde bilirkişi silah atışlarının idari kısımdan koğuşlara doğru yapıldığını, silah atışlarının insan boyu mesafesinde yapıldığı ortaya çıkmıştır.

Eyüp 3 Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamada bilirkişinin Sabri TAN’ın 17.10.2005 tarihli raporunda

İstanbul Ümraniye E Tipi Cezaevindeki Operasyona İlişkin;
Yaşamını yitirenler
◘ Ahmet İBİLİ 32 yaşında
(Otopsi raporundan) Protokol No: 2750/6108921.12.2000/210
….Kişinin vücudunda 8 (Sekiz) adet ateşli silah mermi çekirdeği isabet etmiş olup haricen 1,2,3 ve 4 nolarda tarif edilen atışların her birinin müstakilen öldürücü nitelikte olduğu, 9,13,14 ve 10/11 nolu atışların öldürücü olmadığı, Vücudunda yaygın olmak üzere yer yer 1., 2. Ve karbonizasyon derecesinde yanık alanları bulunan kişinin ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı kafatası, yüz kemikleri, omur kaburga, radius ve el bilek kemik kırıkları ile müterafik beyin kanaması, beyin doku harabiyeti ve iç organ delinmesinden gelişen iç kanama sonucu meydana gelmiş olduğu kanaatine varılmıştır.
◘ Alp Ata Akçayöz
29 yaşında
(Otopsi raporundan) Protokol No: 2772/210/26.12.2000/61205
….Kişinin vücudunda 2 (iki) adet ateşli silah mermi çekirdeği isabet etmiş olup her birinin oluşturduğu yaralanmanın müstakilen öldürücü nitelikte olduğu,
4- Ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası cilt, cilt altı bulgularına ve Fizik inc. iht. Dairesi’nin raporuna göre, atışın uzak atış mesafesinden yapılmış olduğu,
5- Cesetten mermi çekirdeği elde edilmediği,
6- Kişinin ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanması na bağlı pelvis ve femur kırıkları ile müterafik içorgan yaralanmasından gelişen iç kanama, büyük damar yaralanmasından gelişen dış kanama sonucu meydana gelmiş olduğu kanaatini bildirir rapordur.
◘ Ercan Polat 28 yaşında

(Otopsi raporundan) Protokol No: 2771/61204/26.12.2000/210
….Kişinin vücudunda 1 (bir) adet ateşli silah mermi çekirdeği isabet etmiş olup oluşturduğu yaralanmanın müstakilin öldürücü nitelikte olduğu,
4- Ateşli silah mermi çekirdeği giriş yarası cilt, cilt altı bulgularına ve Fizik ‹nceleme ‹htisas Dairesi’nin raporuna göre, atışın uzak atış mesafesinden yapılmış olduğu,
5- Cesetten makroskopik görünüme göre muhtemelen... harp silahları ile uyumlu mermilere ait gömleksiz nüve elde edildiği,
6- Kişinin ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı büyük damar delinmesinden gelişen dış kanama sonucu meydana gelmiş olduğu kanaatini bildirir rapordur
◘ Rıza Poyraz 29 yaşında

(Otopsi raporundan)Protokol No: 12/210/2.1.2001/00615
…..2-Otopsi bulguları ve hastane evrakında kayıtlı bilgilere göre, sağ omuzunda humerus parçalı kırığına neden olan yaralanmanın ateşli silah ile husulünün mümkün olduğu ve öldürücü nitelikte olmadığı,
3- Sol lomber bölgeye isabet etmiş olan ateşli silah mermi çekirdeğinin oluşturduğu yaralanmanın müstakilen öldürücü nitelikte olduğu,
4- Ateşli silah yaraları elbiseli bölgeye isabet etmiş ve müdahale görmüş olduklarından kesin atış mesafesi tayini yapılamadığı, kesin atış tayini isteniyorsa olay anında kişinin üzerinde bulunan ve delik ihtiva eden giysilerin yıkanmadan Adli Tıp Kurumu Fizik incelemeler ihtisas dairesi’ne gönderilmesi gerektiği,
5- Cesetten makroskobik görünüme göre, kurşun nüve parçasının tamamen ayrılmış, ileri derecede deforme, üzerinde set izleri bulunan, sarı renkli gömlek parçası ile gömleğinden tamamen ayrılmış kurşun nüve parçası elde edildiği,
6- Kişinin ölümünün ateşli silah mermi çekirdeği yaralanmasına bağlı kol ve omur kırıkları ile müterafık iç organ ve medulla spinalis yaralanması ve bu nedenle
gelişen komplikasyonlar sonucu meydana gelmiş olduğu kanaatini bildirir rapordur.
◘ Umut Gedik 23 yaşında

(Otopsi raporundan)Protokol No: 2773/210/26.12.2000/21206
….3- Kişinin ölümünün akciğer ödemine bağlı solunum yetmezliği sonucu meydana gelmiş olduğu, akciğer ödeminin değişik nedenlerden kaynaklanabileceği bilinmekle birlikte bu vakada olay yeri keşif bulguları, ifadeler,otopsi bulguları, histopatolojik ve toksikolojik inceleme sonuçları birlikte değerlendirildiğinde, akciğer ödeminin kişinin bulunduğu ortamda birikmiş olması muhtemel toksik gazların etkisiyle meydana gelmiş olabileceği kanaatini bildirir rapordur. Ümraniye Cezaevi operasyonu 4 gün sürmüştür. Operasyon savaş hazırlığı gibi planlanmıştır. Ümraniye Özel Müdahale planı operasyonun nasıl hazırlandığını anlatmaktadır. Ümraniye Özel Harekat Planı 12 Aralık 2000 den önce hazırlanmıştır.

Özel Müdahale Planı Ümraniye 2.Ağır Ceza Mahkemesi 2004/175 sayılı dosyaya eklenmiştir.

Ümraniye 2.Ağır Ceza Mahkemesi 2004/175 sayılı dosyaya dinlenen sanık Kadir KALAYCI P90 silahını kullandıklarını itiraf etmiştir.

Ümraniye Cezaevinde, operasyon sırasında bir Uzman Çavuşun da hayatını kaybetmiş olmasıydı. Jandarma Uzman Çavuş Nurettin KURT’un ölümü hakkında resmi açıklamalar, tutukluların kendisini öldürdüğü yönündeydi. Dönemin İç İşleri Bakanı Sadettin TANTAN Nurettin KURT’un cenazesinde Uzman Çavuşun eşine, kocasının terörist tutuklular tarafından öldürüldüğünü söyleyerek, kanının yerde kalmayacağını belirtiyordu. Oysa tutuklular operasyondan sonra ısrarla, ölüm olayının diğer askerlerin açtığı ateş sonucunda olduğunu söylemişlerdi. Bu gerçek, ancak 16 Ekim 2002 tarihli Adli Tıp Raporu sonucunda ortaya çıkabilmişti.
İlerleyen süreçte; Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesinde operasyon sırasındaki ölüm ve yaralanmalarla ilgili olarak yargılanan askerler verdikleri ifadelerde Uzman Çavuş Nurettin KURT’un askerlerin açtığı ateşle öldüğünü ifade ediyorlardı. Operasyon sırasında Ümraniye Koruma Bölük Komutanı olan Yüzbaşı Uğur PAMUKÇU Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesine vermiş olduğu sorgusunda Uzman Çavuş Nurettin KURT’un askerlerin açtığı ateş sonucunda öldüğünü açık ve net bir şekilde ifade etti.
Ümraniye Jandarma Koruma Bölüğünde Görevli Yzb. Uğur PAMUKÇU. 02.03.2007 tarihli duruşmadaki ifadesinden
Çanakkale E Tipi Cezaevindeki Operasyona İlişkin;

Adli Tıp Raporları ile ölümlerin;

1-Fahri SARI
Ölümünün ateşli silah mermi çekirdeğine bağlı ince barsak ve mezan yaralanması, iç kanama ve gelişen kanama şoku sonucu meydana geldiğini....
2-Sultan SARI; Ölümünün künt bir cismin (muhtemelen 4cm. çaplı) süratle göğüs ön duvarına çarpması ile meydana gelen travmaya, sternum ve ikinci kaburga kemiği kırığı ile... gelişen dolaşım durması sonucu meydana geldiğini...
3-İlker BABACAN; Ölümünün, başa soldan giren muhtemelen göz yaşartıcı gaz bomba ile kafatası ve kaide kırıkları, beyin ve beyincik harabiyeti, beyin kanaması ve gelişen dolaşım durması sonucu meydana geldiğini... tespit edildi.

Çanakkale operasyonun gerçekleşmesi için 13 Aralık 2000 tarihinde İstanbul Jandarma Komutanlığı Çanakkale’ye sevk edilmiştir.

19.12.2000 tarihli Olay Tespit Tutanağından

Operasyonun başlama talimatını 18.12.2000 tarihinde Osman ÖZBEK ve Ali Suat ERTOSUN vermiştir.

18.12.2000 tarihli tutanak

Operasyona başlama talimatı

Dava dosyalarına yansıyan bilgilerden “Hayata Dönüş” Operasyonun 14.12.2000 tarihinden önce hazırlandığı ve bu tarihte harekete geçirdiği anlamaktayız. Bu tarihlerde Aydın, sanatçı ve siyasetçilerden oluşan bir heyet tutuklu ve hükümlülerin temsilcileriyle görüşmeler yapmaktaydı.

Çanakkale Operasyona başlama tutanağı

Çanakkale operasyonun Komutanı Kemal BAYALAN’dır. 4 kişinin öldü bu cezaevinde diğerlerinde olduğu gibi operasyonun komutanları hakkında dava açılmamıştır

.Çanakkale Cezaevi Müdahale Harekat Planı

Çanakkale operasyonu sonrasında operasyona maruz kalanlar hakkında derhal dava açıldı. Hakkında dava açılan herkes hemen tutuklandı. Bir kısmı uzun süre tutuklu kaldı. Tutukluluk gerekçesi operasyon sonrası tutuklu ve hükümlülerin el svaplarının alınmış olması ve ellerinin üzerinde barut izine rastlanmış olmasına dayanıyordu. El svapları operasyonun bitiminde alınmıştı. Dava dosyasına 29.12.2004 tarihinde Ankara Kriminal Labarotual müdürlüğü mütalaası eklenince tutuklananlar serbest bırakılmıştır.

DAVALAR

ÜMRANİYE
- Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesinde cezaevinde meydana gelen ölüm ve yaralanma olayları ile ilgili olarak operasyonda görevli 267 jandarma birlik görevlisinin yargılandıkları 2004/175 Esas Sayılı dosya 29.03.2004 tarihinde açılmıştı. Sanıklar faili gayri muayyen olacak biçimde adam öldürmek, ölüme neden olmak, yaralanma suçlamasıyla yargılanmaktadırlar. Dava devam ediyor.
Üsküdar 1. Ağır Ceza Mahkemesinde cezaevinde meydana gelen ölüm ve yaralanma olayları ile ilgili olarak tutuklu ve hükümlülerin yargılandıkları 2001/245 Esas Sayılı dosyalarındaki yargılamalar halen devam etmektedir.

BAYRAMPAŞA
Eyüp 3. Asliye Ceza Mahkemesinde tutukluların devlet malına zarar vermek iddiası ile yargılandıkları 2001/189 Esas sayılı dosyanın nisan 2009 tarihinde ZAMANAŞIMI nedeniyle düşürülmüştür.

Eyüp 3. Asliye Ceza Mahkemesinde operasyon sonrasında F Tipi Cezaevlerine sevk esnasında tutuklu ve hükümlülere kötü muamelede bulundukları gerekçesiyle, sevklerde görevli jandarma görevlilerinin yargılandıkları 2001/934 Esas sayılı ZAMANAŞIMI nedeniyle düşürülmüştür.

Operasyonda meydana gelen ölüm ve yaralanma olayları ile ilgili olarak operasyonda görevli jandarma birlikleri hakkında yürütülen Eyüp Cumhuriyet Savcılının 2000/21030 soruşturma nolu dosyalarındaki yargılama ve soruşturmalar halen devam etmektedir.

ÇANAKKALE
Operasyonun mağduru olan 154 tutuklu ve hükümlü hakkında 20.04.2001 tarihinde cezaevi idaresine isyan etmek, intihara azmettirmek, öldürme, faili gayri muayyene biçimde adam öldürme suçlamasıyla haklarında dava açıldı. Sanıkların büyük bir kısmı bu suçlamalar nedeniyle tutuklandı. Tüm sanıklar tarihinde beraat ettiler.
Çanakkale operasyonuna katılan 563 jandarma görevlisi hakkında 25.12.2003 tarihinde “faili gayri muayyen adam öldürme” ve “yaralama” suçlamasıyla dava açıldı. Tüm sanıklar beraat etti.

MALATYA
Malatya operasyonuna mağduru 59 tutuklu hükümlü hakkında 30.03.2001 tarihinde dava açıldı. Tutuklu ve hükümlüler hakkında yapılan yargılamada operasyona maruz kalanlar her biri 2 yıl toplamda 120 yıl hapis cezası ile cezalandırılmışlardır.

BURSA
- Bursa 4. Ağır Ceza Mahkemesinde 109 tutuklu ve hükümlünün isyan ve kendi arkadaşlarını intihara teşvik ettikleri iddiası ile 16.01.2001 tarihinde dava açıldı. Yargılama sonunda tüm tutuklu ve hükümlüler beraat etmişlerdir.

CEYHAN
Ceyhan 1 Asliye Ceza Mahkemesinde 10.05.2001 tarihinde 92 tutuklu ve hükümlü hakkında cezaevi idaresine isyan etmekten dava açıldı. Dava zamanaşımı nedeniyle düşürülmüştür.

UŞAK
Uşak 2. Asliye Ceza Mahkemesinde 56 tutuklu ve hükümlü hakkında memura mukavemet etmek ve kamu malına zarar vermekten dava açıldı. Tüm sanıklar memura mukavetten cezalandırılmışlardır.

S O N U Ç

Hayata Dönüş operasyonu insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur.
Hukuki ve siyasi sorumlular yargılanmalı ve hesap vermelidir
Bu operasyon kapsamında kullanılan silahlar ve kimyasal bombaların neler olduğu açıklanmalıdır
Zamanaşımı kararı değil, tutuklu ve hükümlüler için beraat kararı verilmeli

Bu operasyonun amacı olan tecrit politikasından vazgeçilmelidir
 

MKPortal ©2003-2008 mkportal.it

düzenleme sayron