“Ali Suat ERTOSUN için en uygun terfii sanık sandalyesidir”
“30 yıl önce gerçekleşmiş Diyarbakır Cezaevi vahşetini bugün televizyon dizilerinden nemli gözlerle öğrenenlere haykırıyoruz, sadece 9 yıl önce, ülkenin her yerinde aynı anda yürütülen bu vahşeti öğrenmek, bilmek, kınamak için televizyon dizisi çekilmesini beklemeyin.”
Basına ve kamuoyuna,
19 Aralık Hapishane Katliamı’nı izleyen dokuzuncu sonbahardayız. Halka karşı işlenen ağır suçları izleyen dokuz yıldönümü, dokuz adli yıl; cinayet suçunun yasal zamanaşımına eklenerek geçip gitti. Mücadele edenlerin tarihi bunu asla kaydından düşürmeyecekse de; kötü muamele, görevi suiistimal, hakaret, tehdit, toplu dayak suçlarının yasal zamanaşımlarının bir bir dolduğunu seyrettik. Sürüncemede bırakılan yargılamalarda, adresi bile tespit edilememiş sanıklara, celse ertelemelerine “taleplerimizi duymazdan gelen” taraflı yargısal süreçlere katlanmaya zorlandık. İşkence ve cinayetleri ise; hala devam eden yasal zamanaşımına bile bırakmayarak aklayan mahkemeler, suçlular hakkında beraat kararları verdi. Halka karşı ağır bir suç işleyerek, 28 devrimcinin ölümünü, yüzlerce sakatlık, binlerce yaralı bırakmış ve takip eden 7 yıla yayılmış toplam 122 ölüme sebebiyet verenler hesap vermediler. Neden? Çünkü hesabı “sözde” soracaklarla, hesabı verecekler aynılaşmıştı. Askerler, disiplinleri ve askeri başarıları göz önünde bulundurularak terfi alırlar. En iyi asker, emirleri en iyi uygulayandır. Asker ve polis bazen insan öldürdükleri için de terfi alırlar. Öyle emredilmiştir, yapınca başarılı kabul edilirsiniz. Pekiyi Hâkimler nasıl terfii eder? Verdikleri daha hızlı, daha adil hükümlerle elde edecekleri “hukuksal liyakat” aranır herhalde… Ama Hâkimleri, insan öldürmeyi bildiği, sevdiği, toplu kırım yönettikleri için Yüksek Mahkeme Üyeliği’ne seçerseniz işin çivisi çıkmış demektir. Terfiiyle yetinmeyip “üstün hizmet madalyası” verirseniz işlettikleri cinayetlere doğrudan ortak olursunuz. Burada da duramayıp; “Seni Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na üye yaptım, bundan sonra sadece senin gibileri terfi ettir, hâkim yap” derseniz artık gelecekte işlenecek suçları organize ediyorsunuz demektir. Bunların hepsi yapıldı. Katliamın Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü, hâkim Ali Suat ERTOSUN’a o madalyayı takanlar, o koltuğa oturtanlar, hukuksal liyakati bizce şüpheli hâkimliğini değil, hapishane katliamında soyunduğu kanlı rolü esas almışlardır. Bugün, eski genel müdürün “hükümet karşıtlığından” hatta “darbeciliğinden” şikâyet edenlerin sızlanmaları ve dizlerini dövmeleri samimi bulunmamalıdır. Fırsat verildiği her anda halka karşı suç işlemekten geri durmayacağı ortada olan bu zihniyetin; ne yaptığı veya niye yaptığı değil, nasıl orada olduğu ve hala nasıl orada durduğu soruşturulmalıdır. Uzun ve değiştirilemez Genel Müdürlüğü sırasında eskittiği Adalet Bakanları şimdi nerede? ERTOSUN’u yüksek mahkemeye seçtiren irade, Adalet Bakanlığı yerine Başbakan Yardımcılığı yürütmektedir. Dönemin HSYK üyeleri şimdi Yargıtay’da daire başkanı, dönemin daire başkanları şimdi Yargıtay başkanıdır. Madalyayı veren hala Cumhurbaşkanı’dır. Adalet istiyoruz, ama kimden? Aday gösterildiği HSYK seçiminde en yüksek oyu ona vererek, ERTOSUN’u mesleki geleceklerini belirleyen kurula gönderen yüzlerce yüksek mahkeme üyesinden mi istesek adaleti? Yoksa karanlık yeteneklerini kendilerine karşı da kullanmaya başladığını hissettikleri ana kadar, sırtını sıvazlamış hükümetlerden mi? Adalet Bakanlığı yaptığı dönemde bizzat onun kurduğu düzeni sürdürmekten geri durmadığı için ödüllendirilenler Meclis Başkanı oldu, belki de adaleti parlamentodan istemeliyiz? Hiçbirisinin bize adaleti vermeyeceği ortadadır. Adaleti istemeli ve mücadele ederek inşa etmeliyiz. Fosfor bombaları ile yakılan genç kadınların, işkenceyle öldürülenlerin, kurşunlananların hesabını yeterince etkili sormadığımız için F Tipi tecrit, bugün hala öldürüyor, sakat bırakıyor ve işkence ediyor. Bu mütemadi bir suçtur ve halka karşı işlenen suçlarda zamanaşımı işlemez. Ali Suat ERTOSUN için en doğru terfi sanık sandalyesidir. Onun şahsında hapishane katliamı mahkûm edilmedikçe, yargı ve siyasal iktidar bu suçun ortağı kalacaktır. Hapishane katliamında yok edilen, yıllar süren direniş içerisinde katledilen, sakat kalan, işkence gören dostlarımızı asla unutmayacağız ve yalnız bırakmayacağız. 30 yıl önce gerçekleşmiş Diyarbakır Cezaevi vahşetini bugün televizyon dizilerinden nemli gözlerle öğrenenlere haykırıyoruz, sadece 9 yıl önce, ülkenin her yerinde aynı anda yürütülen bu vahşeti öğrenmek, bilmek, kınamak için televizyon dizisi çekilmesini beklemeyin. Sorumlularının cezalandırılması için mücadele edin. Yaralarımız ancak o zaman sarılacaktır. 19 Aralık Hapishane Katliamı’nı unutmadık, unutturmayacağız. Ali Suat ERTOSUN ve katliamın tüm sorumluları yargı önünde hesap vermelidir.
Çağdaş Hukukçular Derneği
Gönderenadmin, Pazar, 20 Aralık 2009 21:05, Yorumlar(0)